Önceleri sadece su vardı. Yer, gök,ay ve güneş yoktu.Tanrı ile bir Kişi vardı. Bunlar kaz şekline girip uçuyorlardı. Tanrı hiçbir şey düşünmüyordu. Kişi ise rüzgâr çıkartıp suyu dalgalandırdı ve Tanrı'nın yüzüne su attı.
Önceleri sadece su vardı. Yer, gök, ay ve güneş yoktu. Tanrı ile bir Kişi vardı. Bunlar kaz şekline girip uçuyorlardı. Tanrı hiçbir şey düşünmüyordu. Kişi ise rüzgâr çıkartıp suyu dalgalandırdı ve Tanrı'nın yüzüne su attı. Kişi kendini Tanrıdan yüce sandı ve suya atladı. Sonra suda boğulacaktı ki "Tanrı, yardım et!" diye bağırdı. Sonra Tanrı "ÇIK!" dedi ve Kişi sudan çıkıverdi. Tanrı şöyle dedi "Sağlam bir taş olsun!"
Sudan bir taş çıktı. Tanrı ile Kişi taşa oturdular. Tanrı, Kişiye "Suya gir ve bir toprak al." dedi. kişi suya girdi ve bir avuç aldı. Ama sonra bir avuç daha aldı kendi için ve onu da ağzına soktu. Tanrıdan gizlice yer yaratmaktı amacı. Sonra Tanrı "Şimdi bu toprağı suya serp" dedi. Kişi yaptı ve toprak büyüyüp kara parçası oldu. Ama Kişi'nin ağzındaki toprak da büyüyordu.
Ve Kişi boğulacaktı ki "Tanrı, GERÇEK TANRI! Bana yardım et!" diye bağırdı. Tanrı ise ona "Ne yaptın sen? Bu toprağı neden sakladın?" dedi. Kişi " Yer yaratayım diye almıştım." dedi. Sonra Tanrı "TÜKÜR!" dedi ve Kişi toprağı yere attı. Sonra tanrı şunları söyledi "Artık sen günahlı oldun. Bana karşı fenalık düşündün. Sana itaat eden halkın düşünceleri de fena olacaktır. Bana itaat edenlerinki saf ve temiz olacaktır. Onlar ışık görecekler. Ben gerçek Kurbustan'ım. Senin ismin ise Erlik olsun."
Dalsızca bir ağaç çıkmıştı yerden. Sonra Tanrı "Böyle bir ağaca bakmak güzel değil. Bu ağacın dokuz dalı olsun" dedi ve ağacın dokuz dalı oldu.
Bir gün Erlik bir kalabalığın sesini duydu ve meraklanıp sordu" Bu ses de nedir?" Tanrı cevap verdi "Sen bir hakansın, ben de bir hakanım ve bu gürültü de benim ulusumdan geliyor." Erlik bu halkı kendine istedi ama Tanrı vermedi. Erlik buna kızıp kalabalığa doğru gitti. Burada İnsanlar, kuşlar ve daha birçok canlı vardı. Erlik "Acaba Tanrı bunları nasıl yaratmış? Bunlar ne yerler?"diye düşündü. Sonra buradaki canlıların bir ağacın meyvelerini yediğini gördü. Ama canlılar ağacın bir tarafından yiyor diğer tarafından yemiyordu. Erlik bunun nedenini sordu. İnsanlar Erlik'i cevapladılar. "Tanrı bize bu dört dalın meyvesini yasakladı. Biz doğudaki beş dalın meyvelerini yiyoruz. Ve yılan ile köpeği de diğer dört daldan yemememiz için uyardı" Sonra Erlik, Törüngey diye bir adamı buldu ve ona diğer dört daldan da yiyebileceğini söyledi.Yılan uyuyordu. Erlik yılanın içine girdi ve ağaca çıkıp meyveden yedi. Törüngey ile eşi Eje birliktelerdi. Erlik onlara "Bu meyvelerden yiyin" dedi. Törüngey istemedi ancak Eje meyveden yedi. Tadı güzeldi ve meyveyi kocasının dudaklarına sürdü. O anda ikisinin de tüyleri döküldü ve çok utandılar. Ağaçların altına gizlendiler. O sırada Tanrı çıkageldi.
Herkes Tanrı'dan saklandı. Tanrı bağırdı "Törüngey! Eje! Nerdesiniz?" Onlar "Ağacın altındayız. Çıkamayız" dediler. Hepsi suçu birbirine attı. Sonra Tanrı, yılana "Şimdi sen Körmös(Şeytan) oldun. Kişiler sana düşman kesilsin. Öldürsün." Sonra Eje'ye "Körmösün sözüne uydun. Artık sen gebe kalacak, doğum yapacak ve sancılar çekeceksin" dedi. Ardından Törüngey'e döndü ve "Şeytanın yemeğini yedin, benim sözümü dinlemedin. Onun sözünü dinleyenler onun ülkesinde yaşayacaklar. Şeytan bana düşman oldu. Sen de ona düşman olacaksın. Şimdi senin dokuz oğlun ve dokuz kızın olsun. Artık ben kişi yaratmayacağım. Kişileri siz doğuracaksınız."dedi. Sonra Şeytana(ERLİK)" Benim insanlarımı niye kandırdın?"dedi. Şeytan cevapladı "Ben istedim sen vermedin. Ben de hırsızca aldım. Atla kaçsalar düşürerek alacağım. Rakı içer de sarhoş olursa dövüştüreceğim. Ağaca da çıksa, suya da girse alacağım." Tanrı" Yerin üç kat altında kapkaranlık bir yer vardır. Seni oraya yolluyorum." Ardından İnsanlara " Artık aşınızı ben vermeyeceğim, kendiniz kazanacaksınız." dedi. Ve Onlara Maytere'yi yolladı.
Maytere gelip insanlara birçok şey öğretti. Araba yaptı. Aş olarak da ısırgan otları vb. otları verdi.
Erlik, Maytere'ye yalvardı."Ey Maytere. Sen, benim adıma Tanrı ile konuş. İzin versin de ben de Tanrı'nın yanına geleyim." Maytere Tanrı'ya tam altmış yıl yalvardı.
Tanrı, Erlik’e "Bana düşman olmazsan, fenalıklar etmezsen gel!" dedi. Sonra Erlik Tanrı'nın yanına çıktı ve önünde eğilerek" İzin ver de ben de kendime gökler yapayım." dedi. Tanrı izin verdi ve Erlik kendine gökler yarattı ve halkını oraya aldı ve orada kalabalıklaştılar. Sonra Tanrı'nın en iyi hizmetkârlarından biri olan Manğdaşire şöyle düşündü " Bizim halkımız yerde, Erlik’in halkı gökte. Bu çok kötü!"
Manğdaşire,Erlik'e savaş açtı,ama yenildi.Manğdaşire, Tanrı'nın önüne geldi. "Nereden geliyorsun?"dedi Tanrı. Manğdaşire" Erlik'in halkı göklerde, bizimkiler ise yerde bu çok kötü. Ben Erlik'in halkını indirmek için savaştım,ama Erlik'e gücüm yetmedi."dedi. Sonra Tanrı" Erlik'i benden başka kimse kimse yenemez. Ama sana bir gün Var! Diyeceğim ve sen onu yeneceksin."dedi. Manğdaşire'nin içi rahatladı ve dinlenmeye çekildi. Bir gün hissetti."Tanrı bugün Var! Diyecek." dedi. Ve Tanrı Manğdaşire'yi yanına çağırdı. "Bugün VAR!" dedi. Manğdaşire sevindi ama Tanrı'ya" Kargım, okum,yayım olmadan ben Erlik'e nasıl karşı geleyim?"dedi. Tanrı ona bir kargı verdi ve Manğdaşire Erlik'in halkını indirdi. Erlik'in göğü paramparça olmuştu. Ve göğün parçaları yere düştü. Buradan dağlar oluştu. Ve düz olan toprak artık eğri büğrü oldu. Erlik'in bütün halkı da düşüp öldü.
Erlik, Tanrı’dan yeni yer istedi.”Göklerimi kırdın ve şimdi barınacak yerim yok!”dedi.Tanrı onu geri yerin altına sürdü ve ”Üzerinde sönmez ateş olsun,güneş ve ay görmeyesin!Tekrarlıyorum: iyi olursan yanıma alırım ama kötü olursan, seni daha da dibe yollarım!”dedi. Sonra Erlik de “Ben de ölmüş olan adamların ruhlarını alacağım” diye cevapladı. Tanrı ise” Onları sana vermeyeceğim! Kendin yarat!”dedi. Erlik eline çekiç ve örs alıp ateşe attı. Bir vurdu kurbağa çıktı,bir vurdu yılan çıktı,bir vurdu ayı çıktı,bir vurdu domuz çıktı,bir vurdu kötü ruh(Albıs) çıktı,bir vurdu kötü ruh(Şulmus) çıktı, bir vurdu deve çıktı.
Tanrı geldi. Sonra Erlik’in körük, çekiç ve örsünü ateşe attı. Körük kadın oldu. Çekiç ise erkek. Tanrı kadını aldı yüzüne tükürdü. Kadın kuş oldu. Bu kuş eti yenmeyen Kurday kuşudur. Tanrı erkeği aldı yüzüne tükürdü. Bu da kuş oldu. Bu da Yalban denen kuştur.
Bütün bu olanların ardından Tanrı, halka “Ben size aş verdim,iyi temiz sular verdim ve size yardım ettim. Siz de iyilik yapın. Ben göklerime geri döneceğim. Erken de gelmeyeceğim.” dedi.
Sonra yardımcı ruhlara “Şalyime, sen rakı içip sarhoş olanları, körpe çocukları, tayları, buzağaları koru. İyilik yapmış olan ölüleri yanına al, kendini öldürenleri alma! Zenginlerin mallarına göz koyanları, hırsızları, başkalarına kötü şeyler yapanları da alma. Benim için ve Hakanı için savaşan ölüleri al ve yanıma getir. Ben şimdi gidiyorum, ama tekrar geleceğim. Beni unutmayın ve gelmez sanmayın. Şimdi uzaklara gidiyorum. Geldiğimde iyiliklerinizin ve kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik yerime Yapkara, Manğdaşire ve Şalyime kalıyor.
Yapkara sen iyi bak! Erlik senin elinden ölmüşleri çalmak isterse Manğdaşire’ye söyle, o kuvveylidir. Şalyime, sen iyi bak! Albıs,Şulmus yerin dibinden çıkmasınlar. Çıkarlarsa Maytere’yi çağır. O güçlüdür,onları kovsun.Podosünku güneşi ve ayı beklesin.Manğdaşire’ye söyle yeri ve gökleri kontrol etsin. Maytere, kötüleri iyilerden uzaklaştırsın. Manğdaşire,sen kötü ruhlarla savaş! Sana zor gelirse adımı söyle! İnsanlara iyi şeyleri, iyi işleri öğret. Balık avlamak, sincap vurmak ve hayvan beslemek sanatlarını öğret.” Sonra Tanrı uzaklaştı.
Manğdaşire, olta yaptı, tüfek icat etti ve Tanrı’nın emrettiği gibi insanlara birçok şey öğretti.
Manğdaşire bir gün” Bugün beni rüzgâr alıp götürecektir” dedi. Rüzgâr geldi. Manğdaşire’yi alıp götürdü.
Yapkara insanlara şöyle dedi” Tanrı, Manğdaşire’yi yanına aldı. Onu bulamayacaksınız. Ben Tanrı’nın elçisiyim. Tanrı nerede durursa orada kalacağım. Siz öğrendiklerinizi unutmayınız. Tanrının yargısı budur.” dedi. İnsanları kendi hallerine bırakıp O da gitti.
Önceleri sadece su vardı. Yer, gök,ay ve güneş yoktu.Tanrı ile bir Kişi vardı. Bunlar kaz şekline girip uçuyorlardı. Tanrı hiçbir şey düşünmüyordu. Kişi ise rüzgâr çıkartıp suyu dalgalandırdı ve Tanrı'nın yüzüne su attı.
KAYNAKLAR:
Türk Mitolojisi, - Bahaddin ÖGEL (Prof. Dr.)
I VII. Dizi - 102 Sayı 2003
Türk Mitolojisi,
II. Cilt 2003
(Kitap, eser telif hakları sahiplerince, sitemizde yer alan yazının kaldırılması talep edilirse, yazılar telif hakları gereğince kaldırılabilinir)


